Söyleyin Alfred'e
Artık Onu Sevmiyorum

Söyleyin Alfred'e Artık Onu Sevmiyorum
Söyleyin Alfred’e Artık Onu Sevmiyorum

Bir çocuğun kalbi, acının ve adalet duygusunun en saf hâlidir… Ve bazen bir mektup, bütün bir dünyayı suçlayacak kadar güçlüdür. “Söyleyin Alfred’e Artık Onu Sevmiyorum”, küçük bir çocuğun, Nobel’in masum yüzüne yönel ği büyük hesaplaşmayla başlar. Köyünde keçilerin dans e ği yamaçlardan babasının masallarına; muzun kokusundan dinamitle parçalanan bir hayata uzanan bu içli anla , okuru daha ilk sayfada yakalayıp bırakmıyor. Vakkas Karaoğlan, romanında hem büyüme hikâyesi hem de bir vicdan muhasebesi kuruyor. Babasını trajik bir patlamada kaybeden küçük kız, ö esini tarihin içinden seç ği bir figüre—Alfred Nobel’e—mektuplarla yönel rken; bir yandan da kendi yaralarını, kendi çocukluğunu, kendi masallarını okuyucunun kalbine işliyor. Roman yalnızca bireysel bir hesaplaşmanın değil; toplumun, cehale n, geleneklerin, yoksulluğun ve sevginin iç içe geç ği güçlü bir sosyal panoramanın da hikâyesi. Bir mahalle… Bir ev… Bir mektup… Ve bir çocuğun susarak değil, yazarak haya a kalma çabası… Çarpıcı karakterler, içten diyaloglar, yer yer mizahi, yer yer yürek burkan sahnelerle örülmüş bu roman; okuru hem düşündürüyor hem de duyguların en ince yerinden yakalıyor. Söyleyin Alfred’e Ar k Onu Sevmiyorum, bir çocuğun yarısından eksilen dünyasını tamamlamak için verdiği sessiz ama sarsıcı mücadelenin romanı.  Okuyanın içindeki “küçük çocuk”u uyandıran, hüzünle umut arasında salınan güçlü bir eser. 

Tünel ve Ayna

Tünel ve Ayna

Tünel ve Ayna, yoksulluğun, umutların, aşkların ve siyasi çalkan ların içinden geçen bir gencin, Ferat’ın, kendini bulma mücadelesini en sahici hâliyle anla yor. Mahalle aralarından üniversite koridorlarına, sokak kavgasının tozundan yurtların karanlık merdivenlerine, çay kokulu kıraathanelerden Ankara’nın soğuk sokaklarına uzanan bu roman; hem kişisel bir büyüme hikâyesi hem de bir kuşağın çalkan lı ruh hâlinin aynası. Ferat önce kendi mahallesinin darlığından çıkıyor: Sopanın meşru, cahilliğin sıradan, kız çocuklarının kaderinin önceden yazıldığı çocukluk ortamından… Çingenelerden, Karaçilerden büyülenip onların özgürlüğüne özenen bir çocuğun hayal gücüyle büyüyor. Derken kader onu Ankara’ya, Gazi’nin kalabalık, tutkulu ve ça şmalarla dolu kampüs yaşamına savuruyor. Özgürlükle tanışıyor, siyase soluyor, mi nglerin, parkaların, kavganın ve idealizmin tam ortasında nefes almaya başlıyor. Bir gecenin yarısında siyah paltoluların gölgesinde ölümle burun buruna geliyor; bir sabah ansızın bir kahraman gibi karşılanıyor. Aşk ise mahallede bırak ğı Melike’nin çamaşır sererken farkında olmadan kalbine bırak ğı izde saklıdır. Onu her ha rladığında içi trer—ama utangaçlığı yüzünden söyleyemedikleri de kalbinin tünelinde bir düğüm olarak büyür. Ankara’da yalnızlık, açlık, parasızlık ve hayaller birbirine karışır. Bazen bir kıraathanenin köşesinde iki çay parası bulamaz; bazen bir rüya, bir kızın bakışı ya da bir falcı kadının eli, bütün aklını altüst eder. Tünel; Ferat’ın yaşadığı tüm karanlıkları, korkuları, çaresizlikleri ve toplumun daya ğı rolleri simgeler. Ayna ise kaç ğı gerçeklerle yüzleş ği anların, kendini yeniden kurmasının sembolüdür. Kitap boyunca Ferat şunu görür: Her insan önce kendi tünelinden geçer, sonra aynanın karşısına dikilir. Ve tünelin ucundaki ışık, bazen bir sevdanın sıcaklığında, bazen bir arkadaşın omzunda, bazen de sadece insanın kendi iç sesinde bulunur. Tünel ve Ayna, bir gençliğin kayboluşunu değil; bütün eksiklerine, açlıklarına, yalnızlıklarına rağmen kendini yeniden var edişini anlatan güçlü ve sarsıcı bir roman. Hem bireysel hem toplumsal ha zaya dokunan, hüzünle mizahın, acıyla umudun, kayıpla cesaretin iç içe geçtiği unutulmaz bir yolculuk.

Hüznün ve Umudun Son Resimleri

Şiir

Ya Kuşlara Ne Oldu

Çocuk Edebiyatı

Ateş Böceği'ne Mektuplar

Çocuk Edebiyatı